7.09.2009

Saba Tümer Röportaj I (abukSorulardanDolayıAffola)

allahim yarebbim roportaji yapan her kimse nasil abuk sorular sormus anlatamam :s

uzgunum ama bazi yerlerde kendimi tutamadim ben :s
yahu kadinla roportaj sansini yakalamis ama sordugu sorularin ekseriyesi tuhaf :s
Saba tahammul sinirlarini saniorum ki zorlamis, cunku O'nun soru tarzi ile alakasi yok :s


Televizyonculuğa nereden başladınız?

İzmir'de Ege üniversitesi İletişim Fakultesinden mezun oldum. Altı ay kadar Ege TV'de çalıştım. Sonra'da NTV'de çalışmaya başladım.

Spikerlerin ekrandaki duruşları biraz daha mesafeli ve resmi oluyor.
Ama siz çok dinamik ve güleçsiniz?

(sorunun gelisi iyi de sonu bi garip :s ama neden boylesiniz der gibi :s )

- Doğru. Çünkü spikerseniz eğer sadece belden yukarınız görünüyor.
Sanki yemez, içmez, uyumaz bir insan gibi algılanıyorsunuz. Ama biz de herkes gibi canlıyız.

Karşımızda gülen bir kadın oturuyor. O ciddi haberleri sunarken içinizden hiç gülmek gelmedi mi?

(soru gafleti 2)

- Hayır. Çünkü o zaman siz haberin ciddiyetine giriyorsunuz. Çünkü memleketteki haberler o kadar korkunç ki. Açıkçası deprem, kaza haberlerini duyunca gülmek aklınıza bile gelmiyor.

Sizin Gülgün Feyman'la yaşadığınız bir olayınız var. Bir takım şanssızlıklar olmuş ve ders alamamışsınız?

(diksiyon dersinden bahsedilio)

Ya da bir şekilde şansla alamamışım.

Yani ders almadığım için şanslıyım diyorsunuz…

(illa polemik yaratacak ya :s)

Evet. Çünkü ben ondan ders alamamayı şanssızlık olarak değil bir şans olarak görüyorum.
O ders bana verilmedikten sonra ben İzmir'de o isimlerin hocasını buldum.
Eski TRT başspikerinden çok iyi bir ders aldım.
Öteki türlü altı ay bir ders alacaktım belki de bu kadar iyi olmayacaktım.

Kırgın mısınız peki?

Hiç kırılmadım ki. Biraz o dönem içinde hayal kırıklığım olmuştu ama sonra geçti. Hiç bir şey tasadüf değil zaten.

Sizin spikerlik maceranız ne kadar sürdü?

(ne kadar klasik bir jargon 'macera')

10 yıl kadar.

Ne zaman vazgeçtiniz?

SKY Türk'te haber programı sunarken fark ettim sıkıldığımı. Sonra 'Ne var Ne yok' adında Serdar Akinan ile birlikte program yapmaya başladım. Sonra beni tekrar Show TV'ye çağırdılar "Haber yapacaksın" dediler. Ama ben haber yapmak istemiyordum.

Sonra ne yaptınız?

SKY Türk'teki Haber Müdürüm teşvik etti. Salih Zeki bir gün yanıma geldi. "Bu haber spikerliği seni kesmiyor." dedi. "Nereden anladınız" dedim.

Nereden anlamış?

(hahaha Saba'nin cevabindan sonra gelen soruya baslama sekline dikkat :))))

Bilgisayarlara çok meraklıydı. Şöyle bir örnek vermişti o zaman. "Bilgisayara bir veriyi verirsin, onu alır ama senin beynin başka çalışıyor. O veriyi alıyorsun ama bambaşka birşey çıkarıyorsun. Senin bu enerjiyi göstermen lazım." dedi. O söylediğim dönemde de savaş başlamıştı. Savaş ile ilgili haberler sunacaktım.

Peki bu tarz savaş, felaket haberleri sunmak, sizde travma yaratmadı mı?

Olmaz mı? Bu tarz haberleri sundukça psikolojiniz de bozuluyor. Arabayla giderken şarampolden aşağıya yuvarlanan haber senaryoları yazıyorum kafamda. Uçakta gidiyorsam bir başka uçak kazası. Paranoyak olmak üzereydim.

Sonra..

Serdar Akinan konuştuğumuz da "Hadi gel bareber program yapalım" dedi. Ben program yapmayı daha çok sevdim. Tabi ki özünde haberciyim. Benim hedefim Ana Haber bülteni sunmaktı. Ama beni hiç bir yol oraya getirmedi. Daha ne kadar savaşacaktım. Yaşım da ilerledi. Kulvar değiştireyim belki daha farklı olur dedim. Şuanda da memnunum.

Siz bir dönem Okan Bayülgen'le de çalıştınız. Neden devam etmedi?


Çünkü ikili program farklı. İkili yapmak daha zor. Tabiki o kişilerin karakterleriyle de ilgili bir durum. Pakize Suda'yla ve Okan'la çok uyuşuyorduk ama partnerli çalıştığım zaman kendimi geri çekiyorum. O ön plana çıkmasın ben çıkmayım derken diyolog kuramıyorum. Kendimden verim alamıyordum. Ben bir dönem Ayşe Özyılmazel ve annesi ile de program yaptım. Ama çok yoğun olduğu için bıraktım. Çünkü o kadar hırslı değilim her gün ekranda ben görüneyim derdim yok.

Kadınlarla mı yoksa erkeklerle mi program yapmak daha kolay?


O belli olmuyor ama genelde erkeklerle daha iyi iletişim kuruyorum. Ama program yapmada kadın erkek çok fark etmiyor. Çünkü karşınızda kadında olsa erkek de olsa bir ego.

Peki neden 'Bu Gece' de 'Bu Gündüz' değil?

Çalışmaya bir yıl ara verdim. O bir yıl içinde sokaktaki insan yorumlarından bana gelen mesajlara kadar herkesin isteği beni görmekti.

Neden?

(allaaam kadin herkesin isteği beni görmekti dio bizimki neden dio :s)

Çünkü Show TV'de beni gece izlemeye alışmışlar. Ben gece seyircisine daha yakınım. Pakize Suda'yla gündüz programı da yaptık ama olmadı. Gündüz seyircisi çok başka.

Nasıl mesela?

Daha farklı şeyler yapmanız gerekiyor. Biz göbek attırmayacağız, ajitasyon yapmayacağız diye yola çıktık ama olmadı.

Gece programı sunmanın gündüzden ne farkı var?
Daha mı rahat?


(gaflet 3, ikinci baski)

Evet. Gece daha rahat oluyorsunuz. Gündüz sunduğunuzda reyting uğruna saçma şeyler sormak, hemen sadede gelmek zorundasınız ama gece öyle değil. Gece insanlar uyumadan önce tatlı bir sohbet dinliyor. Gündüz koşuşturması gecede olmuyor.

Aldığınız konuklar çok farklı psikolojilerde insanlar ama siz hep aynısınız frekansta uyumsuzluk yaşadığınız oluyor mu?

(soru guzel walla :))

Tabiki ama onu nasıl ayarladığımı bilmiyorum. Tecrübeyle de ilgili sanırım. Allah'tan gece içinde üç dört konuk birden oluyor. Birini kısa tutsanızda başka bir konuğun konuşmasını uzatabiliyorsunuz.

Konuklarla bir ön görüşme yapıyor musunuz?

Yapmıyorum.

Program'da tanışıyorsunuz o zaman…

Tabi. Çünkü programdan once sohbet ettiğiniz zaman o sohbet esnasında anlatıklarını programda anlatmıyorlar. Psikolojik bir şey bu. O yüzden gelen konuklarıma sadece selam veriyorum.

Kahkaha farklı bir motivasyon..
Herkes kahkaha atamaz. Bu doğal bir tepki mi yoksa konsept mi?


Konsept değil çünkü gülüyorum gerçekten. Tabiki bir elim yağda bir elim balda gibi gözükebilir ama değil. Konuğu çok sevdiğim için de gülmüyorum.

Niçin gülüyorsunuz peki?


(:s :S :s)

Bazen bir konudan diğerine geçiş yapmak için gülüyorum. Bazen de çok sinirlendiğimde öfkem kahkaya dönüşüyor. O gülüşün çok çeşitli halleri var. Beni tanıyanlar hangi gülüşümün neyi anlattığını bilirler.

'Ne kadar da çok gülüyorsunuz' diye dışardan tepki gelmiyor mu?


Gelmez mi! Taksiye bindiğim bir gün telefonla konuşuyordum. Konuşurken de sürekli gülüyordum. Çok şeker bir taksiciydi ve bana "gerçekten gülüyormuşsun" dedi. Etraftan soruyorlarmış “Bu kadın yapmacık mı” diye. "Ben şimdi şahit oldum. söyleyeceğim hepsine" dedi.

Enerji dağıtıyorsunuz o zaman…


Evet öyle söylüyorlar ama bende de enerji kalmıyor bu defa.

Siz bir programınızda herşeye gülerim ama komedi filmlerine gülmüyorum demiştiniz?


Evet. Mesela; televizyonda yapılan sikeçler vardır onlara hiç gülmem. Elma dersen gülerim armut dersen kahkaha atarım ama zorla güldürmeye çalışmaları bana komik gelmiyor. Cem Yılmaz'a ve Yılmaz Erdoğan'a çok gülüyorum. Ama Recep İvedik'e malesef gülmedim. Ama Arog'a çok güldüm.

Hiç gaf yaptığınız oluyor mu?


Çok var. Mesela bazen oyuncu konuk ediyorum ve dizisini seyretmemiş oluyorum. O zaman mutlaka bir pot kırıyorum. Hemen bir SMS geliyor; "Saba Hanım keşke diziyi seyretseydiniz" diye. Ama yapacağım birşey yok. O sırada çalışıyorum çünkü. Pot çok doğal birşey. Bazen 'Ay rezil oldum' diyorum onu da seyirciyle paylaşıyorum. Kafamı kameraya vuruyorum bunu izleyiciye söylüyorum.

Yaptığınız gafları düzeltmek için bir çaba harcar mısınız, yoksa olduğu gibi mi bırakırsınız?

(oldugu gibi birak Saba dokunma duzelirler :))))

O konuyla ilgili bolbol soru soruyorum. Bir yazar davet etmişsen ve o kişinin kitabını okumadıysam o konu hakkında çok soru soruyorum.

Peki samimiyetin ölçüsü nedir?

Samimiyetle laubualilik arasında çok ince bir çizgi var. Onu ayarlayabilmek çık önemli. Samimiyetin bir doz ilerisi laubaliliye giriyor ki ona benim tahamülüm yok. Bana da yapıldığı zaman çok kızıyorum. Ben de o çizgiyi korumaya çalışıyorum.

Tanıdığınız, arkadaşınız olduğunuz kişilere, soru sorarken torpil geçtiğiniz oluyor mu?

İyi tanıdğım insanda çok zorlanıyorum. Arkadaşım olduğu için bir çok şeyini biliyorum. Yayın esnasında o dengeyi ayarlamanız lazım. Karşı tarafı rencide edip üzmeyeceksin. Çok fazla konuşturmayacaksınız ama konuşturmanız da lazım, zor bir durum.

Sorularınızla kimi açamamışsınızdır mesela?

(acmak derken :s nasil garip bir cumle olmus bu da :s)

Çok açamadığım konuk yok. Ama Kadir İnanır'ı açamamıştım. Onu da zaten açamayacağımı biliyordum. (gülüşmeler) Bakışları duruşu soru sorarken bir ayar veriyor size. Ne zaman masayı terk edeceği belli değil. Tedirgin oluyorsunuz o yüzden. Giderse ne yapacağım diye düşündüğüm oldu.

Eleştirilere nasıl tepki veriyorsunuz? Sizin için önemli midir insanların söyledikleri?

Kimisi "Allah sizi daha çok güldürsün" diye mesaj atıyor. Kimi ise iğrenç kahkaha atıyorsunuz diyor. Kimi çok şık olmuşsunuz derken kimi ise üzerinizdeki bluz ne biçim diyebiliyor. Herşeye karışıyorlar. Çok önemsemiyorum. Ama ailemin yaptığı eleştirileri önemserim.

Programınıza kim gelse heyecanlanırsınız?

Emine Erdoğan'la Tayyip Erdoğan'ı programıma konuk etmeyi çok istiyorum. Tamamen siyaset dışında bir baba ve bir anne olarak, onlarla evli bir çift gibi konuşmak istiyorum.

Televizyonculuk zor. Nasıl başa çıkıyorsunuz?

Cok yıprandım aslında. Bu nedenle bir sene ara verdim. Karşıdan çok güzel gözüküyor. Tabiki her yerde Bizans var ama medyanın içinde olmak daha farklı. Sürekli muz kabuğunun üzerinde yürüdüğünüzü düşünün. Herkes birbirinin yüzüne karşı çok güler yüzlü ama aslında kimin ne olduğunu anlayamıyorsunuz. İzmir'de böyle şeyler yoktu. Herşeyin bir stratejiyle yürüdüğünü bilmiyordum.

Artık bu işi bırakmalıyım diye düşündünüz mü?


O duyguya hiç kapılmadım. Savaşmaktan çok yorulmuştum ama işimi çok seviyorum. Ama tabi şunu da öğrendim. Doğru zamanda doğru yerde olmanın, doğru kişilerle diyalog kurmamın ne kadar önemli olduğunu gördüm. Arkadaş çevrem dışında çok fazla insanla görüşmem. Bu konuda muhafazakarım. Herkes evime girip çıkamaz.

1 yıl içinde neleri gördünüz?

Size çok yakın davranan kişilerin nasıl iki yüzlü olduklarını gördüm. İki ay sonra telefonum çalmadı. Daha iyi oldu ama daha çok güçlendim. Zordu tabi.

Yaptığınız işte en önemli şeyi sıralar mısınız?

Vitrin, bilgi, iletişim...
Hepsi. Hiç birini birbirinden ayıramazsınız ki. Çok güzel olursunuz şansınız yaver gitmez oturursunuz. Paket program gibi.

Televizyonda kendinizi izliyor musunuz?

Bazen uykum kaçtığında sabaha karşı tekrar program oluyor onu izliyorum. Sormam gereken soruyu sormadığımda kendime kızıyorum. Seyretmesem de eve geldiğimde hala o konukla konuşuyor oluyorum. Bazen "Ay yine çok gülmüşüm" diyorum. Teyzem, kardeşim fazla objektiflerdir. Yayındayken teyzemden bir mesaj geliyor "Bu ne biçim saç" diye. En ağır onlar eleştiriyor.

Siz kamera kapandığınız da değişir misiniz Kaç maskeniz var mesela?

(bu soru kime sorulsa ayni cevabi vermez mi :s hata 4)

Ben bildiğim kadarıyla aynıyım. Oynayamam, uğraşamam daha doğrusu. Fazla patavazsızımdır. Sevmediysem de sevdiysem de söylerim. Söylemesem bile bakışlarımla belli ediyormuşum öyle diyorlar.

En çok keyif aldığınız konuk…

Pop Star Alaturka yarışmasından Mehtap'tan çok keyif aldım. Bir de Sergen Yalçın'dan.

Hoşlanmadığınız konuk…

Oldu. Ben bu kişiye nasıl tahamul etmişim dediğim kişiler oldu. Ama isim vermeyim.


Siz çok evlenme teklifi alıyor muşsunuz. Nasıl teklifler bunlar?

(iste bildigimiz evlenme teklifi nasil olucak baska :s hangi sekillerde daha iyi dururmus)

Evet. Program esnasında SMS gönderen insanlardan çok alıyorum. "Sizinle evlenmek istiyoruz. Her eve siz lazımsınız"diye.

Şımartıyor mu insanı bu ilgi? Evliliğe yaklaştırıyor mu?


Ne yaklaştırıyor ne de uzaklaştırıyor. Ama tabi duymak sizin hoşunuza gidiyor. Hiç kimseye ben bugün evlenme teklifi aldım evlenmeyi düşünüyorum demiyorum. Kariyer için evlenen insanlardan da olamam. Benim için hep önemli olan ayaklarımın üzerinde durabilmekti. Hep bu önemli olduğu için evlilik veya aşkı arka planda tutmuşum bilmeden.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder